Dogucan panosu

arkadaşları neler demiş?

07.09.1984 doğumlu, 23 yaşında. şu an yaşadığı yer İstanbul.

ve siliktin

pocohantass   9 saat önce  

silindin

pocohantass   9 saat önce  

silindin ve

pocohantass   9 saat önce  

hayatta kolay iki şey vardır
biri o.çocuğu olmak
biri o.çocuğu olmamak
seninki kolay oldu
o.çocuğu
kkafamı bozdun aq

pocohantass   9 saat önce  

...Ve şimdi ben
ölünce,
günün birinde
seninle bir toprak düşünüyorum;
Dünyanın özünde
senin yüzünde olan kalsiyum fosfat
artık benim ellerimde...

Odera   13 saat önce  

bu ilahi düşün...parçası olmak

Dogucan   10 saat önce  

lanetttttt

ezgigizem   17 saat önce  

lanet

Dogucan   14 saat önce  

sıcak bir kahve bir parça çikolata ve sıcak bir dost sohbeti:)

delii13   2 gün önce  

evet oldukça güzel

Dogucan   2 gün önce  

Kavaramlar o denli aptalca

Yaşam o denli boş

Umutlar tükenmiş

Her şey sonsuz boşluk içinde yuvarlanmakta

Özgürlük o denli uzak

Hayat keşmekeş

Gelişim nitelikten yoksun

Düşünceler karmaşık

Sevgiler salt cinsellik

Mücadele yarış kaygısı ve kanıtlama

Dostluk çıkar

Değerler duruma göre değişken

Sadakat ilkellik görünümünde

Özgürlük saçmalama

Bilgi yanıltma

Hayaller satılık

Mantık bencilik

Paylaşım bireyselliğe teslim

Merhamet ezmeye dönük

Yardım karşılığa teslim

Yaşam azap

Kurtuluş!

İntihar eğilimli

Doğucan

Dogucan   3 gün önce  

tık tık burda yalnızlık var ya orda??

delii13   18 Ağustos 2008 23:21  

derin boşluk...özlem var

Dogucan   19 Ağustos 2008 15:27  

iyi akşamlar

alizya06   18 Ağustos 2008 20:29  

akşamlar ve sonrasız sabahlara içelim

Dogucan   19 Ağustos 2008 15:26  

yarasın gözümm...

alizya06   19 Ağustos 2008 15:31  

jeff seversin umarım

kinslamer   17 Ağustos 2008 23:19  

teşekürler efem

Dogucan   17 Ağustos 2008 23:22  

talihin varsa,bir tek erdemin olur,fazla olmaz: böyle daha kolay geçersin köprüyü.
Birçok erdemi olmak ayrıcalıktır,ama çetin bir yazgıdır; ve niceler,erdemlerinin savaşı ve savaş alanı olmaktan bıktıkları için çöle gitmişler ve kendi canlarına kıymışlardır.

Dogucan   14 Ağustos 2008 20:36  

yıldızın düşer mi?

zunayin   14 Ağustos 2008 20:21  

ulu bir varsayımdır oooooo

Dogucan   14 Ağustos 2008 20:22  

varsayımlar yanıltır mı seni?

zunayin   14 Ağustos 2008 20:29  

Cennetin olmadığını hayal et
Eğer denersen bu kolay
Altımızda cehennem yok
Üstümüzdeyse sadece gökyüzü var
Hayal et bütün insanların
Bugün için yaşadığını...

Hiç ülke olmadığını hayal et
Bunu yapmak zor değil
Öldürecek ve uğruna ölecek bir şey yok
Ve din de yok
Hayal et bütün insanların
Hayatı barış içinde yaşadığını

Mülkiyetin olmadığını hayal et
Yapabilir misin merak ediyorum
Hırsa ve açgözlülüğe gerek yok
İnsanların kardeşliği
Hayal et bütün insanların
Tüm dünyayı paylaştığını

Benim bir hayalci olduğumu söyleyebilirsin
Ama tek ben değilim
Umarım bir gün sen de bize katılırsın

dharma bum   14 Ağustos 2008 14:05  

ağırlığınca bir kapı bul ve yüklen…
tut vasat düşleri aklında ve onları bu işe hiç karıştırmadan...
boş kalan yerlerine isimler say
hızla yeryüzüne iniyorsun
hadi acele et lütfen
güvenli bir çıkış bulduğunda
ve emin olduğunda
şehrin ışıkları kapandığında, kapa gözlerini arkamdan yas’lan…

aramızda kalacak söz…
uslu kırık bir yalanken sen…

içimden geldi sadece.

Odera   13 Ağustos 2008 21:06  

içinden geçenler......

Dogucan   13 Ağustos 2008 21:10  

bööööööö

Dogucan   13 Ağustos 2008 17:30  

yaralı güvercin... deneysel yalnızlık; sürgün izdüşüm...

[ yeni camii'de yaralı bir güvercin olmak ]

"bu şehr-i stanbul ki, bi mislü bahâdır.
bir sengine yekpâre acem mülkü fedâdır"

// insanların şehri yoktur;
// şehrin insanları vardır...
// şehirleri teslim aldığını zannetmiştir insan
// şehir teslim almıştır onları oysa...
// ve;

biraz yalnızlık, biraz kalabalık olmaktır istanbul. yaşamayanların bilmediği, bilenlerin ancak yaşadığı ve yaşamak zorunda bırakıldığı bir istanbul'dur kalemin inceldikçe incelen, kağıda dökülen noktasında. size şarkılar söyleyeceğim; istanbulu anlatan yanlarımı deşifre edeceğim. sesimin güzelliğine değil, zaman zaman istanbul’un güzelliğine vurulacak, zaman zaman da acıyan yanlarına âh edecek; bir daha ve bir daha dinlemek isteyeceksiniz...

istanbulun kalabalık hülyâlarında, kaybedersiniz kendinizi zaman zaman. kaç köşe başında kaybolup, kaç köşe başında kendinizi bulduğunuzu bilemeyeceksiniz. 'hiç kimse' olup, köşe başlarının kaldırımlara karıştığı noktada, minarelerin göğü delen nidâları arasında, güvercinlerin İstanbul’un kubbelerine çarpan noktasında, derin bir âh çekip, bırakıverirsiniz kendinizi İstanbul’un kollarına. tıpkı bir ağıt gibi; İstanbul’un gözlerinin içine bakarak, dudaklarınıza dökülen ‘istanbul türküsü’nü tellendirirsiniz...

ben bir (h)iç / kimse'yim...
bir yanımda üşüten bir yalnızlık;
diğer yanımda
sesime karışmış yokluğun.
nedendir ki,
çığlıkların yankısıdır uzaklardan gelen.
sokaklarda bir gölgedir şair;
kendinden kaçak!
kafir bir gülümsemedir dudaklardan,
an be an dökülen. / hoyrat kalabalıklarda; / bir adın var senin, kirlenmemiş, / beyaz...

beyaz'dır düşleriniz, üşüten yalnızlığınız kadar âşikâr... değil sevinçlerinizi, hüzünlerinizi dahi kâr sayarsınız istanbulun üşüyen yanlarında. bir gölge olup istanbulun sokaklarında, yok'luğa karışan sesinizi ararsınız... alaycı, bütün hüzünleri inkâr eden kâfir gülümsemelerinizi bırakırsınız dalgaların koynuna lâkin; umursamazdır istanbul...

onun için düş'lerim,
en çok beyaza çalar LâL yalnızlığımda.
saatlerin adam yutan tiktakları arasında,
bir şehir bütün beyazlara inat,
en karanlık saatlerinde,
sokaklarında kendini o kadar kaybetmiştir. / sarhoş bir ağızda; / eski bir istanbul türküsü. / fahişe bir yatakta, / istanbul hatırası!...

bilinmedik hiç bir nakarat yoktur artık.
ve bütün şarkılar,
hep aynı buruk notayı sayıklamaktadır...
bu şehir,
âh bu şehir;
isyan bayrağını çekmiştir! / bütün fethedilmişliğine karşılık / bir o kadar esir olmuştur...

suskundur düşleriniz gecenin LâL noktasında ve bildiğiniz bütün şarkılar sanki hep aynı notayı tellendiriyor, aynı nakaratı seslendiriyor sanırsınız. bu şehirde, kaç değişik şarkı vardır ki söylenegelen ve sonu istanbulla bitmeyen?... bütün beyazlarını terk ederken karanlık saatlerine; bu şehir kendini kaybetmektedir sarhoş ağızlarda. birkaç fahişe yatağın kenarına iliştirilmiş kirli bir nefese isyan etmektedir istanbul. bildiği bütün nakaratları unutmak istercesine, yeniden ve bir daha yazılmak istercesine, isyan bayrağını burçlarına tekrar dikmektedir. “ben ki; fethe susamış şehir, fâtihimi tekrar özlemekteyim”...

bütün ümitlerim;
kirletilmiş fahişe bir şehrin,
yatak ucuna bırakılmış bozuk para gibidir artık.
umutlar;
serkeş bir rüzgara teslim,
beyaza çalarken LâL yalnızlığımın,
çıkmaz sokaklara dalan noktasında.
gözlerimde asi bir yalnızlık,
iki tarafı keskin bıçak; / ne yanımı dönsem hep bir yanım kanar / ve yine ne yanımı dönsem, / bir şair orada yanar...

istanbulda ne yalnız kalabiliyor insan ne tam kalabalık. iki tarafı keskin bir bıçak gibi; yani ne yanını dönsen bir yanın kanıyor. istanbulda güvercin olmak hiç zor değil, lâkin yaralı bir güvercin olmak çok zor. bütün çıkmaz sokaklar senin, bütün umutların bir o kadar gâib. ey âsitâne, bütün âsi yanlarımla, fâtihi özlemekteyim seninle beraber ve bilirim ki; bir fâtih doğarsa eğer, bin ulubatlı'nın doğuşunun da müjdecisi olacaktır...

düş'lerim;
kayıp gidiyor hiç kimse olduğum noktada.
bir şair var orada;
sokakların kıvrılıp gittiği noktada.
bir yanı hep kanar,
diğer yanı hep yanar... / LâL yalnızlık... / KâL yalnızlık...

hiç kimse'liğimin tescili istanbul. âsi yanlarımın deşifresi ve bir sevgili nasıl 'biricik'leştiriliyorsa, o kadar biricik istanbul. biraz içim kanıyorsa, biraz yaralıysa yüreğim; senin yaraların sebebiyledir. çünkü; ne kadar yaşarsan bir şehirde, o kadar çok o şehir olursun ve ben yaşadıkça istanbul, yaşadıkça yaralı bir güvercin oldum gökkubbenin beni saran noktasında. kıvrılıp gidiyor sokakların, bir mahzen gibi tıpkı. kalabalıklar sarıyor etrafımı. bilinmedik yüzlerin hâin bakışları altında, senin öldürülüşünü seyrediyorum ve sen ne kadar ölürsen; ben o kadar ölüyor, bir o kadar LâL oluyorum...

27.ağustos.2007 - istanbul

mustafa Nazif

alizya06   13 Ağustos 2008 11:27  

selam dostum, boşluğu anlamlarınla dolduruyosun yada büyütüyosun, ama bu güzel.

SrknNsl   13 Ağustos 2008 02:32  

kadın acıyı sever....?
.....

kadın olmayı kaç kişi doğru becerebilir
şefkati sunmayı
korumayı
sevgiyi sunmayı ve sabır göstermeyi
fedakarlığı kaç kişi becerebilir
bunu becerdiğinde bir genç kız
tanm anlamıyla kadın olmuştur ....

pocohantass   12 Ağustos 2008 13:43  

kadın acıyı sever,
melankoli bağımlısıdır.
aynı zamanda acımasızdır da.
nefret etmeyi sever
kıskanmayı,hazmedememeyi sever.
aşk..
kadın aşkı çok zor bulur
belki bulmaz bile.
bulduğu zamansa en aciz köleye dönüşür ve en açgözlü
sonraysa
'ölür'
çünkü aşk en iyi sonu hakeder
ve bir aşk için en iyi son ölümdür.
kadın için de.

tris   06 Ağustos 2008 19:43  

son not ekleyenler

yeniden eskiye doğru

  1. delii13
  2. Odera
  3. tris
  4. pocohantass
  5. ezgigizem
  6. alizya06
  7. masai mara
  8. SurrealArt
  9. RVS
  10. zunayin
  11. cezvesapi
  12. sophiaa
  13. siyahamor
  14. SrknNsl
  15. yalniz hippi
  16. redlabel